PSİŞİK HALLER

Gerçeği Taşıyamayan Zihin

Neden gerçeği görmek istemeyiz?

“Gerçekten kaçmayız; gerçeğin doğuracağı dönüşümden kaçarız.”

İnsan galiba, fark etmediği için değil de, eğer fark ederse hayatında bazı şeylerin artık aynı kalamayacağını bildiği için gerçeği görmezden gelir. Zira bir hakikati kabul etmek yalnızca onu anlamak değildir; ondan sonra atılacak adımları da sahiplenmektir. Bu yüzden gerçekten kaçış, çoğu zaman bilgisizlik değil, geciktirilmiş bir yüzleşme halidir. Yani aslında gerçeği reddetmekten ziyade iç dünyamızın henüz o karşılaşma anına ve onun getireceği değişim atmosferine hazır olmamasından bahsediyoruz.

Gerçeği bir nevi dondurucuya atmamızın ardında zor duygularla baş etme dürtümüz, kimlik algımızı koruma refleksi ve savunma mekanizmalarını devreye sokan zihin kalkanlarımız var.

Taşıması Zor Duygular

Bazı gerçekler taşıması zor duygular doğurur: suçluluk, pişmanlık, kayıp duygusu, utanç, hayal kırıklığı… Bu duygular tetiklendiğinde zihnin refleksi korumaya yönelir. “Bunu şimdi kaldıramam” hissi, bilinçli bir cümle olmasa da bedenin ve zihnin ortak savunmasıdır. Bu noktada inkâr, küçümseme, erteleme veya mantığa bürüme devreye girer. Kişi kendine yalan söylemez; sadece yıkılmamak için gerçeği bir köşede bekletir.

Kimlik Algısını Koruma Refleksi

Bir de kimliğin tehdit altında olduğu durumlar vardır. Her birimiz kendimizle ilgili bir hikaye taşırız: iyi olduğumuza, haklı olduğumuza, çabaladığımıza, doğru yerden baktığımıza dair. Yeni bir gerçek bu hikayeyi sarsarsa, mesele artık ‘o olay’ değil; “Bu doğruysa ben kimim?” sorusudur. Zihin, benlik algısını korumak için gerçeği eğebilir, sınırlandırabilir ya da tamamen görmezden gelebilir. Çünkü kimliğin çatlaması, bilginin kendisinden daha fazla acıtır.

Savunma mekanizmaları da işte tam burada otomatik olarak devreye girer. Bastırma, inkar, rasyonalizasyon, idealizasyon… Bunlar sadece psikolojik kavramlar değil, zihnin “şimdi değil” demesinin yollarıdır. Ruh bazen gerçeğe hazır değildir; yüzleşme doğru zamanda gerçekleşmediğinde iyileştirici değil, yıkıcı olabilir. Bu yüzden kaçış, kimi zaman hayatta kalma stratejisidir.

Fakat kaçış uzun sürdüğünde anlam değişir. Başlangıçta bizi koruyan şey, zamanla bizi kendi duygularımıza ve gerçekliğimize yabancılaştırabilir. Görmezden gelinen mesele çözülmez; sadece ertelenir. Ertelemek hafifletmez, ağırlığı derine gömer. Ve bir noktadan sonra insan gerçeği kendisinden saklamaz; gerçeğin kendisine artık ulaşamaz.

Zihnin Kalkanları

Zihin gerçeği doğrudan reddetip “Bu doğru değil” demez aslında. Bunun yerine daha ince yollar seçer: anlamı yeniden yazar, duyguyu bastırır, davranışı meşrulaştırır ve böylece yüzleşmenin ağırlığını erteler. Bunlar yalnızca psikolojik terimler değil; günlük hayatta kendimize sürekli anlattığımız hikayelerdir.

Bir ilişkiyi sürdüremediğimizi fark ettiğimizde, “Aslında her şey o kadar da kötü değil” diyebiliriz. Bu cümle gerçeği çarpıtmak değildir; gitmenin doğuracağı yalnızlık ve bilinmezliği geciktirme çabasıdır.
Bir kariyer yolunun bizi tükettiğini bildiğimiz halde, “Şimdilik idare ederim” deriz çünkü değişim, kayıpla başa çıkmayı gerektirir.
Birine zarar verdiğimizi anladığımızda, “Ben öyle yapmak istememiştim” diyerek niyeti öne çıkarırız; çünkü davranışı kabul etmek suçluluk doğurur.

Bu örneklerin ortak noktası şudur:
Zihin bizi kandırmaz, bizi korur.
Fakat koruma uzun sürdüğünde hakikatin yerini alışkanlık alır.

Savunma mekanizmaları bunun görünmez yüzüdür:

İnkar: “Bu aslında o kadar ciddi değil.”
Rasyonalizasyon: “Koşullar böyleydi, başka yolu yoktu.”
Bastırma: “Hatırlamak istemiyorum, konu kapanmıştır.”
İdealizasyon: “O mükemmel biri, sorun bende.”
Minimizasyon: “Abartıyorum, önemsemeye gerek yok.”

Zihin, gerçek bizi incitmesin diye önce duyguyu ehlileştirir, sonra anlamı değiştirir, en sonunda davranışı korur.

Bazen biri bizi incitir ama biz bunu “O zor bir dönemden geçiyor” diye açıklayabiliriz. Bu cümle sevgiden değil; kaybetmekten, yalnız kalmaktan ya da yüzleşmenin doğuracağı kararı ertelemekten beslenebilir. Bu yüzden gerçek görmezden gelinmez; ertelenir.

Benzer şekilde, bir ebeveyn çocuğunun başkalarını incittiğini görür ama bunu “Aslında çok hassas, sadece kendini savunuyor” diye açıklar. Bu cümle çoğu zaman çocuğu korumaktan çok, ebeveynin kendi ebeveynlik algısını korur. Bazen çocuk gerçeği saklamaz; ebeveynin dayanma kapasitesi saklar.

Bu süreç, içsel bütünlüğü koruduğu sürece işlevseldir; fakat uzun sürdüğünde gerçeklik algısı esner, hatta kayar. Bir süre sonra soru şuna dönüşür:
Gerçeği gerçekten bilmiyor muyum, yoksa onu taşıyamadığımdan görmezden mi geliyorum?
Bu soruya içtenlikle cevap verildiği an, savunma yerini farkındalığa bırakır.

Yüzleşme Zamanı

Kaçmak her zaman zayıflık değildir; bazen ruhun toparlanmak için zamana ihtiyacı vardır. Bazı gerçekler erken belirdiğinde yıkar, doğru zamanda geldiğinde iyileştirir. Zihin bu yüzden bazen gerçeği erteleyerek bize nefes alanı açar.

Fakat kaçış geçici değil kalıcı olduğunda koruma olmaktan çıkar; bizi hayatın içinden değil, kenarından yaşatır. Hazır olmak acının bitmesi değildir; hazır olmak acının anlam kazanmasıdır.

Farkı anlamak için şu sorular işe yarar:

Bu uzak duruş beni iyileştiriyor mu, yoksa oyalanıyor muyum?
Sessizlik beni güçlendiriyor mu, tüketiyor mu?
Kaçtığım şey gerçek mi, yoksa değişimin kendisi mi?

Cevap korkudan çok dürüstlük içeriyorsa, yüzleşme zamanı gelmiştir.

Hazır Olduğunda

Kaçmak bazen gereklidir; insanın kendini toparlanabilmesi için duyguların şiddetini hafifleten bir ara duraktır. Zihin, acıya karşı tampon görevi görür; hikayeyi yumuşatır, gerçeğin ağırlığını zamana yayar. Bu, güçsüzlük değil, varoluşun korunma refleksidir.

Fakat kaçış uzun sürdüğünde, bizi yaşadığımız hayata değil, alıştığımız hikâyeye bağlar. Korur ama büyütmez; savunur ama tamamlamaz.

Bazı gerçekler ilk önce ağır gelse de, değişim onların içimizde bıraktığı izi okuyabilmekle başlar. Kendimize dönebilmek ise, kaçtığımız yere bakma cesaretini gösterebildiğimiz ölçüde mümkün olur.

Çünkü kaçış bizi hayatta tutar;
yüzleşme ise bizi kendimize yaklaştırır.

Görsel: Huy Nguyen

Bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir