Negatif Yeterlilik: Performans Çağında Bilmeme Cesareti
Hız kültürünün ortasında belirsizlikle kalabilme cesareti üzerine.
Günümüz dünyasında hızlı olan kazanıyor.
Hızlı düşün.
Hızlı karar ver.
Hızlı cevap ver.
Net ol.
Tarafını seç.
Yorumunu yap.
Oysa insan ruhu aceleye gelmez.
Eğer siz de böyle düşünüyorsanız, sistem karşısında dirençli duruşunuz için tebrikler.
Ve bilin ki yalnız değilsiniz.
Meğer bu durum çoktan kavramsallaştırılmış.
Ben de yeni öğrendim ve hemen paylaşmak istedim: Negatif yeterlilik.
Negatif yeterlilik nedir?
Kavram ilk kez 19. yüzyılda şair John Keats tarafından kullanılmış. Keats’e göre büyük sanatçıların en önemli özelliklerinden biri, belirsizlikle yaşayabilme yeteneğidir. Zira her şeyin hemen açıklanması gerekmez. Bazı sorular, bazı duygular ve bazı durumlar zamana bırakılabilir. Bu da onların dünyayı daha derinlikli biçimde kavrayabilmesini sağlar.
Aslında bu tutum bize hiç yabancı değil. Tasavvuf geleneğinde de hakikate yaklaşmanın yollarından biri, bilmemenin ve acele hüküm vermemenin erdemini kabul etmektir. Yunus Emre, insanın hakikate yaklaşabilmesi için önce bilgi iddiasını bırakması gerektiğini söyler. Rumi’ye göre hakikat kesin hükümlerden değil, zihnin açık kalabilmesinden doğar.
Negatif yeterlilik tam da bunu anlatır:
Belirsizlikle kalabilme kapasitesini.
Hemen açıklama yapma ihtiyacı duymamayı.
Hemen yargı üretmemeyi.
Her soruya anında cevap vermemeyi.
Çelişkiler karşısında paniğe kapılmamayı.
‘Bilmiyorum’ diyebilme cesaretini.
Çünkü gerçekler her zaman aceleyle yakalanmaz.
Onlar ancak sabırla düşünüldüğünde görünür hale gelir.
Elbette bu yaklaşım ilk bakışta pasiflik olarak algılanabilir. Oysa negatif yeterlilik pasif bir geri çekiliş değildir. Aksine, düşüncenin olgunlaşması için bilinçli bir bekleyiştir. Hemen hüküm vermek yerine anlamaya çalışmak, kesin cevaplara hızlıca koşmak yerine sorunun içinde bir süre kalabilmektir.
Performans Çağında Negatif Yeterlilik
Belirsizliğe tahammülün azaldığı bu hız çağında, negatif yeterlilik neden önemli?
İçinde yaşadığımız kültürel sistem belirsizliğe fazla alan tanımaz. Her şeyin hızlı, net ve açıklanabilir olmasını ister. Olan biteni anlamak için zaman ayırmak yerine, çoğu zaman hemen yorum yapmamız beklenir.
Çünkü belirsizlik huzursuzluk yaratır; bu huzursuzluğu bastırmanın en kolay yolu ise hızlı bir açıklama bulmaktır. Böylece düşünmek yerine hızla hüküm vermek daha cazip hale gelir.
Bu durum yalnızca sosyal medyaya özgü değildir. Günlük hayatın pek çok alanında benzer bir hız baskısı hissedilir. Düşünceler hızla oluşmalı, kararlar hızlı alınmalı, duygular bile kısa sürede tanımlanmalıdır.
Byung-Chul Han bu durumu modern çağın performans kültürüyle açıklar. Ona göre günümüz insanı sürekli üretmek, göstermek ve kendini ortaya koymak zorundadır. Bu kültürde durmak, beklemek ya da kesin bir cevap vermemek çoğu zaman bir eksiklik gibi algılanır.
Oysa negatif yeterlilik tam tersini hatırlatır.
Her soruya hemen cevap vermek zorunda değiliz.
Her düşünce anında netleşmek zorunda değil.
Bazı şeyler ancak zaman içinde anlaşılır.
Belki de düşüncenin derinleşebilmesi için önce bu aceleciliğin biraz yavaşlaması gerekir.
Bir Direniş Biçimi Olarak Negatif Yeterlilik
Negatif yeterlilik, hız kültürüne karşı bir dirençtir.
Anında yargıya karşı bir sabırdır.
Algoritmik düşünceye karşı insani derinliktir.
Bugün özellikle sosyal medya ortamında hız neredeyse bir erdem gibi sunuluyor. En hızlı tepki veren daha çok görünür oluyor.
Öyle ki, bir olay olduğunda, kısa süre içinde yorumlar yapılır, taraflar belirlenir ve hükümler verilir.
Oysa düşünmek çoğu zaman daha yavaş ilerleyen bir süreçtir. Çünkü düşünmek yalnızca tepki vermek değil, anlamaya çalışmak için durabilmektir.
Hannah Arendt, düşünmenin insanı otomatik yargılardan koruduğunu söyler. İnsan ancak düşünmek için durduğunda, hazır cevapların ve kalıplaşmış fikirlerin dışına çıkabilir.
Bu durum, içinde yaşadığımız çağın başka bir özelliğiyle de ilgili gibi geliyor bana: giderek güçlenen narsisizm.
Narsisizm yalnızca kişinin kendini sevmesi değil; dünyayı kendi bakış açısından ibaret görmeye başlamasıdır. Böyle bir durumda başkası, anlamaya çalışılması gereken bir özne olmaktan çıkar; çoğu zaman yalnızca yargılanan bir nesneye dönüşür.
Bugün insan çoğu zaman kendi merkezinde duruyor. Sanki ortada yalnızca bir özne varmış gibi davranıyor; çevresinde kendinden başka hiç kimse yokmuş gibi. Böyle olunca da yargılar hızla oluşuyor. Karşı tarafı anlamaya çalışmadan, onu gerçekten önemsemeden verilen hükümler çoğalıyor.
İşte bu yüzden negatif yeterlilik bugün daha da anlamlı görünüyor. Çünkü bu kavram bize şunu hatırlatıyor:
Hemen hüküm vermemek.
Anlamaya çalışmak için beklemek.
Belirsizlikle bir süre yaşayabilmek.
Çünkü hayat çoğu zaman hızla değil; derinlikle anlaşılır.
Sonuç: ‘Bilmeme Cesareti’
Belki de mesele şudur:
Gerçekten anlamaya mı çalışıyoruz,
yoksa belirsizlikten rahatsız olduğumuz için her şeyi hemen açıklamaya mı çalışıyoruz?
Bugün çoğu zaman ikinci yolu seçiyoruz.
Hızlı yorumlar, hızlı hükümler ve hızlı açıklamalar belirsizliğin yarattığı huzursuzluğu kısa sürede bastırıyor.
Oysa düşünmek çoğu zaman durmayı gerektirir.
Bazen kesin bir cevaba ulaşamamayı da.
Ve negatif yeterlilik bize belirsizlikle bir süre yaşayabilmeyi ve sonunda derin bir anlayışa ulaşmayı öğretir.
Belki de bu yüzden, performans çağında insan kalabilmek, biraz da bilmeme cesareti gerektirir.
Görsel: Sebastian Pichler / Unsplash


