Beklentisiz Sevgi Mümkün: Kedilerden Öğrendiklerim #2
Gerçek sevgi, güç ilişkisinin olmadığı yerde ortaya çıkar.
Ve bu, en çok güçsüz olanla kurulan ilişkide görünür.
Kediler uzun yıllardır hayatımın merkezinde. Hem evde hem de sokakta. Bu süre boyunca onları anlamaya çalıştığım kadar, onlar üzerinden kendimi de anlamaya çalıştım. Kedileri gözlemledikçe, onlarla vakit geçirdikçe her birinin farklı mizacı olduğunu fark ettikçe yani onların dilinden anlamaya başladıkça genellemelerin ne kadar yanlış olduğunu da idrak ettim.
Kedi 101 bilgisi bile olmayanların en büyük genellemesi, kedilerin nankör olduğu klişesidir. Oysa kediler asla nankör değildir, bağımsızdır. Bu en temel genelleme, başlı başına insanın, sevgiyi bir beklenti karşılığında sunma eğilimini ne güzel ortaya koyar.
Bir varlığı sadece var olduğu için sevmek yerine karşılığında bir şey beklemek üzerine konuşalım istedim bu yazıda. Tabi yine kediler üzerinden.
Karşılık Beklemeden
İnsan, kendinden daha güçsüz olana nasıl davrandığıyla ölçülür bana göre.
Çünkü eşitler arasındaki ilişkilerde, bazen görünen, çoğu zaman görünmeyen bir çıkar dengesi vardır.
Beklentiler, roller, alışverişler…
Birine iyi davrandığımızda, içten içe bir karşılık beklentisi devreye girer.
Daha çok ilgi, daha çok anlayış, en azından aynı incelikte bir karşılık.
İnsan ilişkilerinde çoğu zaman görünmeyen bir pazarlık ortaya çıkar:
“Ben senin için bunları yapıyorsam sen de benim varlığımı kutsayıp onaylamalısın.”
Ve bu da ilişkiyi sürekli bir iletişim, analiz ve onay trafiğine dönüştürür.
Ya da ilişkiler, istemsizce bir yatırım ilişkisi olarak görülebilir. ‘Bugün sana yarın bana’ deyimi, sosyal bağların devamlılığı açısından önemlidir.
Örneğin çoğu ebeveyn, baktıkları çocuğun günün birinde kendilerine bakmasını bekler. Elbette yaşlanınca bize baksın diye çocuklarımıza bakıyoruz, demiyorum. Yine de evlatla kurulan ilişkide bile pek çok ebeveyn -bunun bir karşılık beklentisi olduğunu bilmeden- yaşlanınca kendilerine bakacağı beklentisini rahatça ifade eder. Aslında insanlar arası ilişkilerimizde daima, verdiğimiz emeğin, zamanın, duygunun bir karşılığı olsun isteriz.
Diğer yandan hayvanlara yöneltilen sevgi, çok daha sade bir alanda var olur. Bunların hiçbirini onlardan talep etmeyiz, edemeyiz. Bakım tarafı tamamen bizim omuzlarımızdadır. Tek istediğimiz, onların varlığı, sağlığı, güvende ve mutlu olmalarıdır. Bunlar bizi fazlasıyla mutlu eder.
Karşılıksız Sevmek
Kedilerle kurduğum ilişkide bir karşılık beklentisi yok.
Ama bu, eksik bir şey olduğu anlamına gelmiyor.
Tamamen kendi tercihimle, kendi konforumdan onlara alan açıyorum. Maddi refahımdan, kendimden kısıp artırarak onlara pay veriyorum. Günlük rutinlerinin devamı için sürekliliği olan bir emek ve zaman harcıyorum.
Sadece evdeki kedilerim için de değil, sokak kedilerinin beslenmesi, sağlık sorunlarının çözülmesi, annesiz kalan yavruların sahiplendirilmesi gibi kaygıları bile isteye üstleniyorum.
Tüm bunların karşılığında onlardan bir teşekkür bile almıyorum.
Onlara gösterdiğim ilginin, verdiğim zamanın karşılığını aynı yoğunlukta almıyorum.
Elbette alamam.
Zaten onlara verdiğim şeylerin çoğu, hesap yaparak verilmiş şeyler değil.
Günün içinden akıp gelen şeyler.
Karşılığında, beklenti olmadan, kendiliğinden akıp gelen mutluluklar var:
Eve geldiğim anı çok seviyorum mesela. Daha anahtarı çevirmeden içeride bir hareket başlıyor.
Kapıyı açıyorum, hepsi dizi dizi beni orada bekliyor. Sanki, ‘geldin işte’ diyorlar.
O an, günün ağırlığı çok hızlı çözülüyor.
Sokakta, aynı köşeyi her döndüğümde, tanıdık bir hareketlenme oluyor.
Beni fark edenler hızlanıyor, uzaktan sesimi duyanlar yön değiştiriyor.
Gerçekten beni mi bekliyorlar, bilmiyorum.
Ama o an, öyle hissettiriyor.
Besleme yaparken yoklama aldığımda, eksik biri varsa, o gün içimde bir boşluk kalıyor. Ertesi gün, hiç beklemediğim bir anda ortaya çıktığında ise o an, günün en iyi anı oluyor.
Onların tok olduğunu bilmek, kendi hallerinde, güven içinde yaşayabildiklerini görmek, içimde sessiz bir rahatlık bırakıyor. Bu bana yetiyor.
Belki bu da bir karşılık. Ama talep edilmiş bir şey değil. Burada benim için asıl mesele; beklentinin devreye girmediği anların sevgiyi saf bir hale büründürmesi gerçeğini anlayabilmem.
Belki de asıl mesele, beklentiyi tamamen yok etmek değil.
Onun ilişkiyi yönetmesine izin vermemek.
Birini olduğu gibi sevebilmek.
Değiştirmeye çalışmadan, şart koymadan…
Sadece var olduğu için.
Beklentisiz Sevgiyle
Beklentisiz sevmek, bir şeyleri eksiltmiyor. Tam tersine, fazlalıkları azaltıyor.
İlişki sadeleşiyor.
Sürekli bir hesap hali ortadan kalkıyor.
Kim ne yaptı, kim ne vermedi…
Bunları düşünmeden kalabilmek harika bir deneyim.
Ve insan fark ediyor ki: Beklentisiz olduğunda daha az kırılıyor. Çünkü beklenti azaldıkça, hayal kırıklığı da azalıyor.
Bu duygusuzlaşmak değil; daha sağlam bir yerden sevebilmek.
Böylece ilişki bir performans olmaktan çıkıyor.
İnsan kendine dönüyor.
İnsan, sevginin en sade halinin, birini değiştirmeye çalışmadan sevebilmek olduğunu anlıyor.
Ve sevginin bir karşılık değil, bir varoluş biçimi olduğunu…


